19/4/2007

Güneysu (Potamya) Büyük Hamidiye Camisi ve Medresesi

GÜNEYSU (POTOMYA)

BÜYÜK HAMİDİYE CAMİSİ VE MEDRESESİ

Muhammet Safi

Başbakanlık Osmanlı Arşivi Uzmanı

GÜNEYSU (POTOMYA)

Güneysu Rize’ye bağlı ilçelerden birisidir. Rize’nin güneydoğusunda Taşlıdere’nin denizle birleştiği noktadan güneye doğru gidildikçe 9. kilometrede yer almaktadır ve 107 km2 alana sahiptir. Doğudan Çayeli, Batıdan İkizdere, Kuzeyden Rize merkez ve Güneyden Erzurum hudutları (Kaçkar Dağları) ile çevrilidir. Güneysu İlçesi, Karos Dağı’nın güneyinde, Kıbledağı ve Ayane tepelerinin eteğinde kurulmuştur. Belediye nüfusu 4.914, toplam nüfusu ise 16.522’dir. 4 mahalleden oluşan belediyesi ve 22 köyü vardır.


Haritalar (Büyütmek için üzerlerine tıklayınız)

GÜNEYSU TARİHİ

Rize ile ilgili bir tarih kitabı bugün itibariyle yazılmamıştır. Tarihî ve kültürel bilgilerin bulunduğu bir kaynak da hazırlanmamıştır. İlimizin tarihi ve kültürel bilgileri sağda solda üç beş satırlık nakıs malumat kabilinden dağınık olarak dolaşmaktadır. Azda olsa yeni yeni araştırmalar umut vermektedir. Fakat ilimizin tarihine ve kültürüne yönelik eskilerin tabiriyle “efradını cami ağyarını mani” kapsamlı bir eser yoktur. Başka yerlerin ve başkalarının tarih kitaplarında Rize hakkında “sığıntı” bilgilere rastlanılmaktadır. Bunlardan başka elle tutulur müstakil bir eser, ansiklopedi kaleme alınmamıştır.

 

Osmanlı öncesi tarihine ait literatür bilgisi olarak Potomya/Güneysu kelimesini Pontus, Karadeniz ve Trabzon ile ilgili eski kaynaklarda bulmak mümkündür. Bu konuyu Osmanlı öncesi ile ilgilenen tarihçilerimize bırakıyoruz. Şu kadar var ki, Askoroz kelimesinin menşei hakkında yapılan yorumlar, bu kelimenin Türkçe oluşu şeklinde netleşmesini ve burasının Osmanlı öncesi ve hatta Selçuklular zamanında Türklerle meskün olduğu sonucunu doğurmaktadır. Rize yöresindeki Türkmen/Oğuz topluluğu içinde yer alan Askur Boyunun Rize'nin doğusundaki Askoroz çayı diye bilinen çaya adını vermiş olması gerektir.

 

İlaveten şunu da belirtmekte fayda vardır: İskitler, Kimmerler, Sakalar, Medler, Persler, Kumanlar, Kıpçaklar, Peçenekler, Akkoyunlular, Karakoyunlular, Avrupa Hun Türkleri, Hazar Türkleri ve Osmanlı Türklerinin tarihleri bilinmeden Karadeniz tarihi kaleme alınamaz. Hatta Roma, daha sonraki haliyle Doğu Roma dönemi de bu kapsama dahildir. Roma öncesi Anadolu halkları ve uygarlıklarının da iyi bilinmesi gerekmektedir.

 

Onlarca milleti ve medeniyeti (Etiler, Urartular, Frigyalılar, Lidyalılar vb.) tarihin derinliklerine gömüp kaybeden, ortadan kaldıran Roma, aynı başarıyı -o tarihlerde Hristiyan olan- Türk milleti üzerinde gösterememiştir. Gürcü tarihlerinde zikredilen Roma ve Pontusa dair bilgiler Anadolu’nun “Rumlardan” ve tarihinin de “Roma”dan ibaret olmadığını göstermektedir. Osmanlı Arşivi açılana kadar “Müslüman olmuş Rumlar” diye takdim edilen insanların anasıl Türk oldukları, İslamiyet öncesi ve daha sonraları Abbasilere kadar Ortodoks ve Gregoryan mezheplerini benimsedikleri, 1461 yılındaki fetihten itibaren de yöreye gönderilen yeni komşuları Müslüman soydaşlarının dinlerini benimsedikleri inkâr edilemez bilimsel bir gerçek olmuştur. Bugün Osmanlı coğrafyasında yaşayan -Rumlar/Yunanlılar da dahil olmak üzere- bütün bağımsız millet ve devletler varlıklarını Osmanlı İmparatorluğu’na borçludurlar. Çünkü bunlar Türkler tarafından yok edilmemişler, bilakis dilleriyle, kültürleriyle, dinleriyle ve her türlü kimlikleriyle günümüze kadar yaşatılmışlardır.

 

Binlerce yıllık dinî ve siyasî bir hesaplaşmanın Karadeniz tarihi üzerindeki etkileri de büyük olmuştur. Kısacası bizim tarihimizi bizden başka herkes kaleme almıştır.

    
Sevgili Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan memleketi olan Güneysu'da. 
Ve değerli dostumuz Güneysu Belediye Başkanı Ahmet Minder

OSMANLI DÖNEMİ

Osmanlı dönemi olarak da 1461 tarihinde Trabzon’la birlikte fethedildiği için bu tarihi Potomya için başlangıç noktası olarak kabul ediyoruz. Güneysu’nun tarihi incelendiğinde karşımıza çıkan dönüm noktası bu tarihtir.

 

Potomya ile ilgili en eski Osmanlı belgesi şudur demek için Osmanlı Arşivi’ndeki bütün belgelerin görülmesi ve incelenmesi gerekir. Ancak tasnifi bittikten sonra araştırmaya açılan belge ve defterlerin en eskilerinden olan Maliyeden Müdevver Defterleri ile Tapu Tahrir denilen defterlerde Potomya kelimesini Rize’ye bağlı bir karye/köy olarak görmekteyiz. En eski kayıt olarak bu defterleri şimdilik kaydıyla kabul edebiliriz. Trabzon’un 1461’de fethedilmesinin üzerinden henüz 25 sene geçktikten sonra 1486 yılında Sultan II. Bayezid zamanında Osmanlı İmparatorluğu, bütün Trabzon’un vergi verenlerini tespit ettiği bir sayım yapmıştır. Bu sayımda elde edilen kayıtlar -bütün Osmanlı coğrafyasında olduğu gibi- Tahrir defterlerinde bulunmaktadır. Bu defterlerin en eski tarihlisi Osmanlı Arşivi’nde Maliyeden Müdevver Tasnifi içindeki defterlerden birisi olan ve literatüre MAD 828 koduyla geçen Mufassal Tahrir defteridir. Bu defterde nüfusla ilgili ilk bilgileri de bulabiliyoruz.

 

Bu bilgilerin belli bir düzen içinde listelendiği bir diğer eski kaynak ise Tapu Tahrir tasnifi içinde yer alan ve literatüre TD 52 numaralı defter olarak geçen 1515 tarihli tahrir defteridir. Bu kayıtlarda Potomya kelimesi Rize’ye bağlı bir köy olarak Mapavri, Salaruha, Ruspa gibi diğer eski yerleşim yerleriyle beraber karşımıza çıkmaktadır.

   
Güneysu'dan görünüm 
(Resimleri büyütmek için üzerlerne tıklayınız)

Belirli aralıklarla sürdürülen tahrir çalışmalarına bakıldığında Potomya’nın iskân ve islamlaştırılmasının Rize’ye paralel bir şekilde çok seri bir şekilde kısa sürede tamamlandığını görmekteyiz.

 

GÜNEYSU KRONOLOJİSİ (OSMANLI-CUMHURİYET DÖNEMİ)

 Potomya’nın kronolojisini kısaca ve anahatlarıyla şu şekilde verebiliriz:

 1486:  Sultan Beyazıt zamanında Güneysu (Potomya) ilk kez Trabzon Tapu Tahrir

Defterinde yazılı tımar kayıtlarının tutulması,

 1846 : Trabzon Eyaletinin Merkez Sancağının bir nahiyesi olan Rize ye bağlanması,

 1867 : Trabzon Eyaletinin Merkez Sancağının kazası olan Rize ye bağlanması,

 1878 : Trabzon Eyaletinin bir Sancağı olan Rize ye bağlanması,

 1916 : Rize ile birlikte Güneysu’nun da Ruslar tarafından işgal edilmesi,

 1918 : Rus işgalinden kurtuluş,

 1920 : Rize, Trabzon vilayetinen ayrılarak müstakil sancak oluyor. “Trabzon vilayetine bağlı Lazistan sancağının üç ilçeye yakınlığı ve mevki ve siyasi vaziyetinin ehemmiyeti ve nezaketi ve vilayet merkezine de uzak oluşu hasebiyle aynı hususları taşıyan Isparta livasıyla birlikte müstakil liva (il ile ilçe arasında bir birim) haline getirilmesi hususundaki Dahiliye Vekaleti’nin teklifi Burdur livası da dahil olmak üzere görüşülerek müstakil liva yapılmalarına Heyet-i Vükelaca (Bakanlar Kurulunca) karar verilmiştir.” 19.6.1920 tarihini taşıyan bu kararın altına bütün bakanların imzasını görüyoruz. Güneysu bir köy olarak müstakil liva (sancak) haline getirilen Rize’ye bağlanıyor.

 1923: Lazistan vilayeti Rize vilayeti oluyor. Dahiliye Vekâleti Başvekalete, “Lazistan vilayeti bazan Lazistan ve bazan Rize istimal edilmek suretiyle resmi yazışmalarda karışıklığa yol açtığından ve aslında halk arasında da Rize daha çok kullanılmakta olduğundan merkez kazasına izafetle Rize vilayeti ünvanıyla yâd edilmesine dair düzenlenen kararname takdim kılınmış olup gereğine müsaade buyurulması” şeklinde bir yazı arz ediyor. 26.11.1923 yılında kaleme alınan bu yazının kararnamesi 29.11.1923 tarihinde Cumhurreisliği makamına sunulup onay talep ediliyor. 1923 yılından sonra Osmanlı İmparatorluğu zamanında Trabzon vilayetine bağlı sancaklardan birisi ve merkez ilçesi Rize olan Lazistan sancağı Rize vilayeti adını almış oluyor. Güneysu artık Rize vilayetinin mahalli birimlerinden birisidir.

 1933 : Bazı İllerin Birleştirilmesine ilişkin Kanunla Artvin, Rize’nin Çoruh adı altında yeni bir il olmasıyla Güneysu nun da Çoruh İline bağlanması,

 1936 : Rize’nin yeniden il olmasıyla tekrar Rize ye bağlanması,

 1941 : Güneysu ilçesi 18 Ağustos 1941 tarihli bir kararname ile merkezi Ulucami köyü olmak üzere 11 köyden mürekkep Güneysu adı ile anılmak üzere nahiye olmuştur. Kararnamenin altında Reisicumhur İsmet İnönü ile 12. Hükümet’in başbakanı Refik Saydam ve Dahiliye Vekili Fayik Öztrak’ın imzaları bulunmaktadır.

Güneysu nahiyesine bağlanacak köyler de şu şekilde sıralanmaktadır: Ulucami, Küçükcami, Kiremitköy, Dumankaya, Tepebaşı, Kıbledağı, Gürgen, Islâhiye, Adacami, Pazarköy, Zencirliköprü.

 1948 : Rize, Güneysu karayolunun imece ile tamamlanması,

 1987 : Güneysu’nun 3392 sayılı Kanunla İlçe haline gelmesi.

 Osmanlı Arşivi’ndeki belgeler, İstanbul İl Müftülüğü’ndeki Ulema Sicil Kayıtları, Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü Kuyud-i Kadime Arşivi, Genelkurmay ATESE Arşivi, İstanbul Beşiktaş’taki Denizcilik Müzesi, Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi, Cumhuriyet Arşivi, Rize tarihi mezar taşları ile Karadeniz tarihine ait literatür incelenmeden ve mimari yapı, yerleşim ve yaşam şekli ortaya çıkarılmadan Karadeniz / Trabzon / Rize / Potomya’nın tarihi hakkında daha fazla bilgi vermek imkânsızdır. Güneysu hakkındaki bilgilerin tarihî boyutunu burada keselim.

 Güneysu’nun bahsimize konu olan Büyük Hamidiye Camisi ve Medresesi üzerinde duracağız. Ayrıca Salarha boyundaki köylülerin saraydan cami ve köprü isteklerine de temas edilecek.


Rize'nin müstakil sancak oluşu belgesi
(Büyütmek için tıklayınız)


  
Lazistan isminin Rize olarak değiştirilmesine dair belge.
(Büyütmek için tıklayınız)


  
Güneysu nahiyesinin kurulmasına dair 1941 tarihli ve 
Cumhuriyet Arşivi'nde bulunan belgeler.

(Büyütmek için tıklayınız)


Büyük Hamidiye Camisi ve Medresesi Külliyesinin Vaziyet Planı
(Büyütmek için üzerine tıklayınız)


    
Büyük Hamidiye Camisi Külliyesinin sırasıyla Gasilhanesi, minberi ve mihrabı.
(Büyütmek için üzerlerine tıklayınız)



Büyük Hamidiye Camisi külliyesinde yeralan ve herhalde ismi de cami ile aynı adı taşıyan Hamidiye Medresesi/Hamidiye Mektebi/Hamidiye Okulu 
(Büyütmek için üzerine tıklayınız)




Büyük Hamidiye Camisi 
(Büyütmek için üzerine tıklayınız)

“Yollar Servetin Kapılarıdır: Osmanlı döneminde Rize ve Rizeliler Hakkında  Hazırlanan Kapsamlı Bir Rapor” adlı makalemizde yayınladığımız belgede (Y.PRK.AZJ 4/111) Rize hakkında şöyle deniliyor:

 Rize sancağı, konumu itibarıyla dağlık araziden ibarettir. Yağmuru çok, rutubeti süreklidir. Bundan dolayı da ormanlıkları gayet güzel bir şekilde neşv ü nema bulmuş, yeşermiş ve büyümüştür. Dağların yeşil sefası, yağmur ve rutubetin tesiriyle, -kış mevsiminin iki üç ayı hariç tutulmak üzere- bütün sene devamlı olarak latif ve güzel bir manzara arzeder. Genellikle dağların yüksek yerleri çeşit çeşit ağaçlarla süslenmiş ve toprağı da koyu bir yeşillikle örtülmüştür. Bu manzara insana dağların ve toprağın doğal bir yeşil elbise giydiği izlenimini uyandırıyor.

 Buralarda akla hayale gelmedik usullerle geçim sıkıntısına çareler aranır. Ziraat neredeyse gelişigüzel gelişen ve devam eden bir özellik arzeder.

Ancak bu arazilerde de insanlar yerleşim amaçlı evler yapmışlardır. Sahil boyunda ise güzel ve işlek çarşılar vardır. Ekime uygun arazinin dağınık oluşu ve evlerin bu arazilerde konuşlandırılması zorunluluğundan dolayı evlerin birlirlerine olan mesafeleri oldukça fazladır. Hatta aralarında dağ, tepe, vadi gibi araziler vardır. Herhangi bir yolsuzluk veya ihtiyaç olması durumunda bir komşunun diğerine gitmesi bayağı bir zahmet ve meşakkatlidir.

 

Evsiz boş bir arazisi yoktur. Evlerin arasının da yarımşar saat mesafeli olmaları dikkat çecidir. Bu durum, koskocaman arazinin tek bir şehir olmasını sağlamıştır.

 

Klasik ve bilinen usul üzere kasabalar, köyler, tarlalar ve meralar oluşturmak ve bunların sınırlarını belirlemek bu bölge için imkansızdır.

 

... Rize sancağının yollarının az olması sebebiyle karayolu bağlantısı neredeyse yok denecek düzeydedir.

 

“1828-1829 Rus Harbinde Osmanlı Ordusu’na Rizeli Ağalardan 8050 Asker” başlıklı makalemizde yeralan Sultan II. Mahmut’a ait bir fermanda da Rizeliler şöyle tarif edilmiştir (HAT 1072/43876):

“Her ne kadar Rize halkı kavgacı bir kavim ise de aslında hepsi dindardır. Alimleri çoktur ve Devlet-i Aliyye’ye itaatli bir taifedirler.”

Güneysu ilçemiz bu tarife harfiyen uymaktadır. Hem caoğrafi yapı itibariyle hem de insanları açısından geleneksel Rize tipinin karakteristik bütün özelliklerini taşımaktadır.

Karadeniz sahil yolundan ilerlerken sağ tarafınızda sıralanan sıradağlara başınızı çevirip de baktığınızda gözlerinize hücum eden envaı çeşit yeşil rengin tonlarından ve masmavi gökyüzünden başka bir şey daha görürsünüz. Aralarında çok kısa mesafe bulunan sıra sıra dizilen minareler ve bunların camileri... Tepeler, o birbiri ardısıra sıralanan küçücük tepeler birbirlerine minarelerle bağlanmışlardır. Evler yamaçlardadır, ama mabetler zirvede... Karadeniz insanı maneviyatını en üstte, yukarılarda tutmuştur. Herkes “Dağ ne kadar yüksek olsa da yol üstünden geçer” derken Rizeli “Dağ ne kadar yüksek olsa da cami onun tepesinde olur” demiştir. Dağın tepesindeki caminin bile minaresini ihmal etmemiştir. Yürüyeceği yol yoktur, ama bu onu her türlü meşakkate katlanarak Allah’ın dinine hizmet etmekten alıkoymamıştır.

Klasik Anadolu Türk yerleşim biçiminde ortada bir cami, kenarda bir çeşme ve etrafında toplanan evler görülür. Ekilir biçilir arazi uzaktadır. Karadeniz’de boş alan yoktur. Kimin malı nerde biter, hangi köy nerden başlar, filan ilçenin sınırları neresidir bilinmez. Güneysu’nun engebeli ve dağlık coğrafyasında da boş alan bulamazsınız. Mutlaka her metresi “şen”dir.

İsmail Kara’nın Kutuz Hoca’nın Hatıraları adlı kitabında bir köy hocasının Güneyce’de nasıl yetiştiği ve nasıl hizmet verdiği anlatılmaktadır. Cumhuriyet’in ilk zamanlarından 1970’li yıllara kadar yöredeki insanların cami-cemaat ilişkisini burada güzel bir şekilde anlatıyor. Günümüzden eskilere doğru gidildiğinde aynı şeylerle karşılaşmak halkımızın bunca güzel meziyetlerini ve huylarını geleneksel olarak taşıdığını göstermektedir.

Eskiden ev yapanlara hediye götürülürdü. Bu hediye evin bahçesine bir meyve ağacı dikmek şeklinde de olabilirdi. Bazen de değişik dokumalar hediye edilirdi. Yine eskiden cami hocasına her hane sıra ile yemek getirirdik. Öğle yemeği için giden yemekler akşama da giderdi. Genellikle hocaya  yemeğin en iyisi gönderilir, bir şey eksik etmemeye çalışılırdı. Cami gibi hoca da köyün bir parçasıydı. Cami elle yapılır hocası da elle beslenirdi.

Osmanlı zamanında yaşayan atalarımız da aynen bizler gibiydi. O zamanlarda da yol yoktu, köprü yoktu. Sel ve çığ felaketi yaşanırdı.

“Rize kazasının Salarha deresinin Lestenkoz (Taşköprü) köyünün nüfusunun çokluğu, konum itibariyle ehemmiyeti ve 17 köyün merkezi durumunda olmasından dolayı....” diye başlayan dilekçelerinde, Lestenkoz (Taşköprü), Ruspa (Muradiye), Singöz (Kömürcülü), Karayemiş, Anbarlık, Karasu, Andon (Küçükçayır), Ahungöz (Yiğitler-Tekkeköy), Kaççaran (Elmalı), Seranginöz (Yemişlik), Holitoz (Üzümlü), Atyanoz (Kasarcılar), Harvel (Güzelköy), Fosa (Kocatepe), Salarha İveroz (Müderrisler), Salarha Rikoz (Kokulukaya), Salarha Kapnes (Güneşli), Fatla (Kireçhane), Kandeva (Kırklartepe) köyleri imam, muhtar, aza ve ileri gelenleri, Tekke Medreseleri civarında mükemmel minareli bir kârgir cami istemektedirler. Sair diğer masraflarını halkın karşıladığından bahsediyorlar. Devletten sadece cami istiyorlar. Diğerlerini biz kendimiz hallettik diyorlar.

“Her sene kış mevsimlerinde bir kaç kimsenin öldüğü, karşıdan karşıya geçmenin imkansız olduğu Askoroz deresinin üzerinde sağlam bir köprünün bulunmaması pek çok müşkilatı doğurduğundan...” bahsederek de bir köprü yapılmasını istiyorlar. Halkın bütün yokluk ve sıkıntılarına rağmen talebinde bulundukları konunun ulaşım ve ibadetle ilgili olması önemlidir. Ekonomik hayatın kötülüğünden dolayı Rize dışına sürekli göç olayının yaşandığına dair pek çok Osmanlı belgesi mevcuttur. Fakat “paramız pulumuz kalmadı bize yardım edin” diye de belge yoktur. Karadenizli hep kendi başının çaresine bakmıştır. Çünkü o gururludur. Fakat ulaşım ve ibadet o kadar zorunludur ki, burada yetersiz kaldığını hisseder ve kendisinin eksik olduğu hususları devletin ikmal etmesini ister.

Padişaha arzettikleri dilekçelerinde yöre insanı isteklerini şu ifadelerle süslemektedirler:

“800-900 haneden ibaret olan bu sadık ve itaatkâr halkının cemaatle namaz kılabilmelerine ve dua etmelerine, hayatlarını güvence altına almalarına irade buyurmanız hususunda işbu istirhâm ve dilekçemizi... arz ederiz.”

Tarih 14 Mart 1901’dir. Zaman Sultan II. Abdülhamit zamanıdır. Ve imparatorlukta hakikaten kurumsallaşmanın ve yapılaşmanın zirvede olduğu bir dönemdir. Bu açıdan Abdülhamit dönemi incelendiğinde ortaya akılları hayrette bırakacak atılımlar yapıldığı görülür. Zaten Askoroz deresi boyundakilerin dilekçelerinde belirttikleri bir ayrıntı da şudur:

“Padişahımızın sayesinde her gün her tarafta yeniden inşâ kılınan sayısız hayır ve hasenat eserlerine bir tane daha ilave edilmek üzere...” bizim camimizi ve köprümüzü de yaptırın diyorlar.

 

Kategori: (Tarih) :: Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!




EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Rize Tahrir-i Öşür Envanteri 1850 Rize Sülaleleri
Rize
Tahrir-i Öşür
Envanteri
1850
Rize Sülaleleri
Muhammet Safi

İstiklal Harbi Hakkında Yazılan İlk Eseri
Türk İstiklal Harbi
Hazırlayan:
Muhammet Safi

Blogcu ile yapıldı